17 Mart 2013 Pazar

Ama bazen..

Uyandığında gözlerini açmakta biraz zorlandı Alya. Telefonunu aradı gözleri kapalı. Sonra biraz aralayıp gelen mesajlara baktı.Onun adını gördü. Gülümsedi.Gözleri açıldı.Uykusu açıldı. Yastığını biraz daha yukarı kaldırıp dik oturdu.
Gülümseyerek,gelen günaydın mesajını okumaya devam etti.
“Bu sabah nasıl uyandığını bilmiyorum. Üzerinde sevdiğin hangi pijamaların var bilmiyorum. Uyumadan önce son düşündüğün şeyi bilmiyorum.Rüyanda neler gördüğünü bilmiyorum. Gece susadın mı bilmiyorum.Uyandığında ilk aklına geleni bilmiyorum.Ama bu mesajı okuyorsan,yani bir sabahımız daha varsa beraber. Göremesem de,bilemesem de,sarılamasam da,koklayamasam da “günaydın sevgilim.”
Mesajı bir kez okumakla yetinemediği için cevap yazamadan telefonu kapandı Alya’nın. Şarja taktı biraz sinirle.Ama hâlâ yüzündeydi gülümseme. Kahvesini yaptı. Yarısını içeceğini bilse de tamamını yaptı  küçük bir paketin.  Güzel bir şarkı açtı bu defa. İçinde bolca sevmekten bahsedeninden. Sigarasını yaktı sonra İstanbul’a karşı. İstanbul güneş ışıklarıyla karşılık verdi.Martılara baktı.Onlarla konuştu içinden uzun uzun.Onlarda günaydın dediler Alya için. Toplandılar bir araya hem de.
Dolabını açıp giydiğinde mutlu olduğu kıyafetlerini seçti Alya. Giyindi. Aynanın karşısına geçti. Saçlarını düz yaptı bu defa. Hafif bir makyaj yaptı. Yüzüklerini,küpelerini,bilekliğini taktı. Ojelerine baktı. Hazırdı.
Telefonunu çıkardı şarjdan. Üstüne ince bir hırka aldı. Çıktı evden. Güneş gözlüklerini taktı. İnsanlar gölgeli de olsa güzel gözükmeye devam etti. Hafif bir rüzgar esti. Saçları uçuşunca hepsini geriye doğru attı. Boğaz’a doğru yürüdü. Daha önce oturmadığı bir bank görüp oturdu. Sigarasını ve telefonunu çıkardı çantasından. Derin bir nefes çekti havadan.Sonra bir tane daha çekti beğenmeyip. Bu daha içten oldu diye düşündü.Gülümsedi yine.Sigarasını yaktı Boğaz’a karşı. Telefonunu aldı eline açmak üzre. Bir kadın yaklaştı yanına. Çiçek alır mısın dedi. Teşekkür etti Alya. Kadın bir demet çiçekten bir tanesini çıkarıp gülümseyerek uzattı Alya’ya. Alya kadının ellerine baktı. Gülümseyip aldı çiçeği. Çiçeklere bayılırdı. Tekrar teşekkür etti. Hep gül böyle dedi kadın. Gitti sonra. Alya huzurla devam etti sigarasına.
Bitireyim cevap yazarım diye düşündü. Sonra sürpriz yapıp yanına mı gitsem dedi kendi kendine. Bu fikir bir kez daha gülümsetti Onu. Telefonu tekrar çantasına koydu. Sigarasını bitirdi. Denize yaklaştı. Huzurla baktı İstanbul’a.Dönüp yürüdü sonra adımlarını hızlandırarak. Karşıya geçerken yol verdi genç adam arabasının içinden gülümseyerek. Kafasını sallayarak teşekkür etti Alya. Taksiye atladı. Beşiktaş’a dedi. Güzel bir müzik açtı taksici. Sever misiniz kalsın mı dedi. Evet lütfen dedi Alya. Köprünün üzerinden geçerken güzel oldu bu şarkıyı dinlemek. Ne olursa olsun mutluluk verirdi bu şarkı Ona. Taksiden indikten sonra hediye almak için neler yapabileceğini düşündü sağa sola bakıp.
Onun en sevdiği şeyleri bir kutuda toparlamayı düşündü. En sevdiği yönetmenin filmini aldı.En sevdiği sanatçının albümünü. En sevdiği renkten bir bileklik. En sevdiği yazarın yeni kitabı.Onu güldüreceğini bildiği ufak eşyalar. Kutu çoktan dolmuştu. Birkaç not kağıdı da aldı. Bir kafeye oturdu sonra Alya. Kalabalığa rağmen yer bulabilmesi güzel olmuştu.Latte istedi kendine. Not kağıtlarını çıkarıp içinden gelenleri yazdı. Her notta gülümsemeler vardı. Seviyorum’lar sen’lerden çoktu.  Lattesi geldiğinde “Özel bir hediye sanırım” dedi garson. Bakmak istedi. Memnuniyetle dedi Alya. Anlattı sebeplerini kutudakilerin. Ne kadar güzel dedi garson. Çok mutlu olacaktır eminim.” Gülümsedi Alya.
Bugün ne kadar çok gülümsemişti.Bunun için sevgiliye teşekkür etmeliydi.
Hesabı ödeyip tekrar taksiye atladı Alya. Karşıya geçti bu defa. Kadıköy'de inmek istedi. Yürümek istemişti sahilde.Burayı çok severdi. Güneş batmak üzre olduğu için daha bir güzel gözüküyordu deniz. Oynayan çocuklara baktı. Kahkahalar atan genç kızlara. Onlara bakan yakışıklı çocuklara.
Ne kadar memnundu halinden. Kendisi için gülümsedi bu kez de birdenbire.O an patenle kayan çocuğu fark etmemişti. Çarptıktan sonra düşer gibi oldu.Toparladı kendini. Kutu düşmüştü ama yere.Notlar dağılmıştı etrafa.Toplamasına yardım etti özür dilerken genç çocuk. Sonra gülümsediler. Çocuk gitti.
Taksiye tekrar binmeden bir sigara daha yakmaya karar verdi Alya. Son bir keyif sigarası olsun istedi Onu görmeden.Derince çekti ilk seferinde. Birazdan yanına gidecekti Onun. Yürürken bakacaktı yüzüne.Gülümseyecekti yaklaştıkça daha çok. Sarılacaklardı sımsıkı. Sımsıkı.Sanki hiç bırakmayacakmış gibi. Sonra elini omzuna atacaktı O. Sanki bırakmayacakmış gibi tutmaya devam edecekti yanında.Birlikte kahvaltı yapacaklardı. Birlikte yürüyeceklerdi sahilde.Birlikte yemek yapacaklardı belki.Birlikte kahkahalar atacaklardı.Birlikte film izleyeceklerdi.Birlikte gezeceklerdi.Birlikte uyuyacaklardı.Birlikte uyanacaklardı.
 Birlikte olacaklardı.Birlikte kalacaklardı. Sonra gözlerini kapattı.





Uyandığımda gözlerimi açmakta biraz zorlandım. Açmak istemiyordum çünkü.Yeni bir güne uyanmak istemiyordum. Oflayarak açtım gözlerimi. Telefonuma bakındım. Bulamadım uzun  süre. Alakasız bir yerden çıktı işte.Sabahı atlatmıştım en azından.Öğlen olmuştu.Şarjım bitmek üzereydi.Mesaj yoktu.
Gece dün giydiklerimle uyumuşum.Aynı boktanlığı düşünüp durmaktan uyuyamamıştım.Sonra kalan son uyku hapımı aldım.Kabuslar gördüm uyuduğum iki üç saatte de.Ara ara sıçrayarak uyandım.Çok susadım ama uzanamadım suya. Uyandığım gibi kaldığı yerden devam etti huzursuzluk.
Telefonu şarja taktım. Kahve yapacaktım ama evde unuttuğumu fark ettim. Sigara içmek için terasa çıkmam gerekiyordu. Siktir ettim bu sefer. Bir şarkı açtım yine ağzıma edeninden.İçinde bolca “sen geçeninden.Camı açıp içmeye başladım sigaramı. Yağmur yağıyordu İstanbul’a.Martılar toplanmıştı.Uzun uzun bakıp sustum onlara.Ama büyük bir gürültü olmuş gibi biranda uçtular Boğaz’a doğru. Ben de Boğaz’a gitmek istedim.
Camı kapatmaya üşendim. Dolabı açtım.Üzerimdekilere bolca sigara kokusu sinmişti. Üstümü değiştirmek istemedim. Kapattım. Aynanın karşısına geçtim. Su içtim biraz. İğrenç görünüyordu yüzüm,saçlarım.Hiç dokunmadım.Takılarımı aradım ama bulamadım. Küpemin biri yerde ezilmişti. Umursamadım gerisini. Onu alıp çöpe atacaktım ama berbat olmuş ojelerimi görünce bıraktım tekrar yere.
Telefona doğru uzandım ama vazgeçtim sonra bakmaktan. Mesaj yoktu zaten biliyordum ama bunu görmekten kaçtım galiba.Montumu giydim. Dışarı çıktım kalan son paramı ve sigaramı alıp. İnsanlar ölüymüşüm gibi davranıyorlardı sanki. Yağmur hafiflemişti. Yine de herkes kaçıyordu. Yağmurdan mı.Benden mi. Emin olamadım.
Rüzgar esti biraz. Üşüdüm. Sarınmadım montuma. Boğaz’a doğru yürüdüm.Hep oturduğum banka çöktüm. Sigaramı yaktım gözlerim dolu dolu.Yine o Çingene kadın geldi yanıma. Yüzüme bakınca korktu sanki. Çiçek vereyim mi sana dedi bu defa. Çiçeklerden nefret ederdim.Gülümse kızım ağlama her şey geçer gider dedi. Gider derken haklıydı. Ama geçmediğini anlatmak istemedim Ona. Kafamı eğdim. O da gitti.
Denize doğru yaklaştım. İzmariti incelttim iyice elimde. Hıncımı ondan aldım sanki. Sonra attım denize. Suya baktım uzun uzun. İstanbul,her gecemin ağırlığını toplamıştı sanki derinine.
Yan banka gelen çiftleri görünce gerildim. Gitmek istedim ordan.Onun yanına. O kim bilemedim.
Yavaş yavaş yürüdüm sonra.Acelem yoktu nasılsa. Karşıya geçerken arabayı fark edemedim. Sinirle söylendi bana arabanın içindeki adam. Ben de yüzüne boş boş bakarak devam ettim yürümeye. Kartım montumun cebindeymiş.
Kadıköy otobüsüne atladım.Yanımdaki çocuk yüksek sesle dinliyordu şarkıyı.Kulaklıklarından gelen ses nefret ettiğim bir şarkıydı. Biran önce inmeyi diledim. Dileğim hemen gerçek oldu tabii ve trafiğin ortasında kaldım. Üç durak kala indim dayanamayıp.
Ne yapacağımı bilemeden sağa sola bakındım. Kim olduğunu bilmediğim O’na bir şeyler yapmak istedim. Kendim için yapacak bir şeyim kalmadığından belki de.
En sevdiğim filmi aldım.En sevdiğim kitabı,albümü. Sevdiğim şeyleri. Güzel de bir kutu bulmak istedim ama çok pahalıydı. Ucuzlarından bir tane alıp koydum içine hepsini. Zarf ve mektup kağıdı aldım. Çaycıya oturdum. Mektup yazdım. Garip garip baktılar bana.

“Bu sabah nasıl uyandığını bilmiyorum. Üzerinde sevdiğin hangi pijamaların var bilmiyorum. Uyumadan önce son düşündüğün şeyi bilmiyorum.Rüyanda neler gördüğünü bilmiyorum. Gece susadın mı bilmiyorum.Uyandığında ilk aklına geleni bilmiyorum.Ama bu yazıyı okuyorsan,yani bir sabahımız daha varsa beraber. Göremesem de,bilemesem de,sarılamasam da,koklayamasam da “ demiştim. Sonunu getiremedim. Ne diyeceğimi bilemedim. Kalktım ordan.
Bara gitmek istedim ama çok az param kalmıştı. Zaten kalabalık olur diye korktum. Tekelden bira aldım kalan bütün parama.Sigaram bitecekti. Dönüp iki tanesini geri verip sigara almak istediğimi söyledim.Yüzünü buruşturdu adam biraz. Sonra hangisi dedi.
Sakin bir yer bulup oturdum deniz kıyısında. Yağmur artmaya başladıkça kimse de geçmez oldu sonra.
Zaten hepsi gülümsemedikleri gibi moral bozuyorlardı varlıklarıyla.
Zarfı çıkardım.Kutuyu bıraktım orda.
Yürüdüm.
Son biram da bitti.
Son sigaram da bitti sonra.
Her şeyini çöpe atmasaydım diye düşündüm sonra.Silmeseydim tüm fotoğraflarını.Adınla kayıtlı olmasaydın şimdi sessiz telefonumda.Umrumda değilmiş gibi davranmasaydım. Yüzlerine baktıkça insanların,nefret etmeseydim senin yüzünden. Çift sayılardan bile tiksinmeseydim. Sana hazırladığım hediyeleri paramparça etmeseydim kendim gibi. Planlar yapmasaydım “beraber” diye. Anlatmasaydım herkese. Seni anlatmasaydım. Seni anlamasaydım.
İyi ki bitti ama.
İnan ki.
Birlikte özgür olamadık belki. Canımız ne isterse onu yaptığımız bir gün olmadı. Sana bildiğim birkaç yemeği yapamadım. Beraber şiir okuyamadık. Oturup ilk sevgililerimizi anlatamadık birbirimize. Yaralarımızdan bahsedemedik. Dilini çözecek bir şey bulamadık derindeki duygularımızın. Ağlayamadık beraber. Sarılamadık deniz kıyısında. Rakı masasında içmedik beraber geçmişimizin şerefine.Acılarımızı öpemedik. Geçti” diyemedik birbirimize. Geçti artık” diyemedik gözlerimizin içine bakarken. Yapamadık.Beraber uyurken bütün gece sarılamadık belki. Sevmedik gerçekten.Aşık olamadık. İstedik.Ama cesaret bulamadık birlikte bir dünya için. Küçük geldi ellerimiz.Tutunamadık. Bize dair cümlelerim yine var.Ama seni bilmiyorum. Kendimi biliyorum.Ve iyi biliyorum.
Sızlıyorum. 
Kendimle konuşmamak için elimden geleni yapıyorum.
Ama özlüyorum. Beş dakika süren bir boşlukta. Boşluktan da kötüsü var geceleri.Yoklukta.
Önüne sunulmuş koca bir özgürlükte,bir tuhaflık var mesela.
Yapamıyorum. Kızıyorum sana. Üzülüyorum kendime. Kızıyorum kendime.Ve üzülüyorum sana da.
Sen kimsin bilmiyorum.
Ben kimim? Artık bir his’ten fazlası edemiyorum.
Gözlerimi kapattım.
İyileşemiyorum.