11 Ağustos 2013 Pazar

Parantez

Yazarsan , ancak o zaman ruhundan bir tutam nefes kalabilir dendi bana .. Başlıyorum o zaman .. Sözcükleri ben söylerdim,onlar beni söyleyecek bundan sonra.. "Merhaba ! 

Bundan yaklaşık üç buçuk yıl önce yukarda okuduğunuz birkaç satırla başlamıştım bu sayfalara.
Deniz,dağ,orman,bulutlar,kaya,koyu bir kıyafette gotik bir hatun ve bir martıdan oluşan sisli bir fotoğraf vardı o yazıda.
O fotoğrafı gördüğümde,tıpkı kendimi yazmaya başlarken hissettiğim yerde gibiydim. O martı bir ruhun bedeniydi ve ben onunla ağzımı bile kımıldatmadan tüm yazdıklarımı konuşuyor gibiydim.
Bugün de o fotoğrafa baktığımda bir şey fark etmiyor.

Aslında ilk zamanlar pek de okuyan olmazdı yazdıklarımı. Benim de çok umrumda değildi gerçi. Çünkü bu sayfalar benim için okunma oranından daha öncelikli bir amaca hizmet ediyordu.
Korkumu yeniyordu.
Kimi zaman beni bile yoran,dönüp tekrar okumaya bile dayanamadığım o karanlık yazılar, biten bilmem kaçıncı defterden sonra ilk defa birilerine uzanıyordu. Birilerinin zihnine uzanıyor,kalplerine değiyordu.
Bu bir cesaretti.
Onları,okusun ya da okumasın,birilerinin önüne serpiştirmek gibiydi.

Hiçbir zaman, ah aldatıldım,ah çok acı çekiyorum sadeliğinde olmadı ifade etme gücüm. Bazen bu daha iyi bir yol gibi geldi aslında. Parmaklarımı tuşlara ya da kaleme her uzatışımdan sonra, iç sesim beni bile ardında bırakarak devam etti anlatmaya. Durmak bilmedi ve ben de bir yerden sonra durdurmak istemedim. Kendimden başka yeterince engel vardı benim için.

Sildiğim onlarca yazı var diğerlerinin içinde. Çünkü bazen,fazla derine gömülü o cümleler, başkalarının ulaşabileceği seviyelerde olmuyor. Bu bir küçümseme değil,yalnızca bazı hisleri anlayabilmek için “yaşamaktan bile ötesi gerekiyor.  Biraz,ölmek gerekiyor.

Bu yazıyı yazarken bir müzik yok dinlediğim. Arada bir çikolata kaplı badem yiyorum. Odam karanlık. Bitmek üzere olan suyumu yudum yudum içiyorum. Kalan dört sigaramdan birini yakıyorum.


Biraz da,bu yazının kendi kendimle ya da içimdeki ötekiyle değil de, günlük hayatta biriyle konuşurken olduğu gibi olmasını istiyorum. Sancılı cümleler saldırıya geçmezse tabi.
Şimdi bir şarkı açtım,bunu önlemek için.
“Shot in the dark, okurken dinlemek isterseniz..

Bugün ayın kaçı olduğunu bilmiyorum,saatimi pek takmıyorum ve perdeleri açmıyorum. Zaman kelimesini kullanmaktan kaçınır oldum çünkü 19 yıl itibariyle önümde biriken gerçekler bildiğim her doğruyu yerle bir eder oldu. Zamansızlık,daha doğrusu geçmiş,şimdi ve gelecek diye bir ayrımın olmaması,delirdiğimi düşündüğüm anların üstünü çoktan kapattı.

Hepsini bir arada yaşamayı öğrendiğimden beri,hissettiğim huzursuzluk artsa da..

Birçok dostumu kaybettim. Birçok anımı kaybettim. Birçok eşyamı,çok uykumu,çok cümlemi ve çok doğruyu.
Ama her şey,kaybedilen her şey tüm evreni saran o müthiş dönüşümle beraber, yeni halleriyle dünyamdan ayrılmadı.
Bunu kabullenmek kolay olmadı.

Hayatta kalmaktan bile daha önemlisi, bir iz bırakmak;  gücün, güzellikten daha önemli olmadığını anlattı.

Hâlâ çözemediğim sorularla dolaşıyorum. Hâlâ nefes almakta zorlandığım anlar yaşıyorum. Hâlâ rüyalar görüyor, hâlâ haplara sarılabiliyorum.
Hâlâ,gerçekten karanlık olan tarafları görebiliyorum.
Ama hâlâ iyi niyetleri,hâlâ umutları,hâlâ kalbimi koruyabiliyorum.
Üstelik sadece gözlerimi bilmem kaç saniyede bir kırparak.

Kendimi sürekli sorguluyorum. Çevremi sürekli sorguluyorum. Emin olduğum şeyleri bile sürekli sorguluyorum. Olduğu gibi kabullenildiği halde,olmadığı biri gibi davranan herkesten daha çok uzaklaşıyorum. Sakinliğim içindeki sabırsızlığım için, denge içindeki dengesizliğim için kendime de kızıyorum. Ama artık, her şey değişirken kendi dönüşümümü gizliyorum.

Üç saniyede girip,üç saniyede çıktığım depresyonlardan, her gece başlayan depremler ve gündüzleri devam eden artçılarından, bir içerisinde bin gösteren aynalardan, etime yapışan şarkılardan, dumanlara karışan duygulardan kurtulmanın yollarını buldum.
Her gece perdenin bir ucundan aynı yıldızı koruyorum, hayat ağacımı koruyan yüzüğümü yanımda tutuyorum, şarkıları fısıldıyorum ve Ona bakıyorum.
Bir dua var. Sadece hisle yayılıyor ve yukarı uzanıyor. Avuçlarımdan,bakışlarımdan,sol göğsümden ve beynimin ortasından onu izliyorum. Onu besliyorum ve Tanrı’ya tutunabiliyorum.
Artık dış ya da iç dünyam için bu yolla paylaşabileceğim sözlerin sonuna geldim.
İç dünyam için,hisleri gökyüzüne bırakmanın daha güzel yollarını buldum.
Dış dünyamda, kendimi ortaya koymaya hak görmediğim şeyler artar oldu.
Ayakkabılarının içine sığamayacak kadar büyüyen kibirler, Tanrının ayak izlerini göremeyen sahte gözler ve kendi kendini kandıran yalan sahipleri, üzerimdeki korumanın dibine geldiler.
Hiç yıkılmamış bir duvarım var. Hiç yakalanmamak üzere bir payım var. Haklılıktan öte, sadece bir inancım,bir yolum ve sevgiden ibaret bir ruh eşim var.
Benim,hiçbirinizin bilmediği bir sözüm var.

Bu bir veda yazısı.
Aslına bakarsanız herkesten çok sıkıldım. Her şeyden çok sıkıldım. Kendimden de.
Beni izlemenizden,birbirinizi dikizlemenizden,birbirinizi taklit etmenizden,samimiyetsiz yakınlıklarınızdan, anlamını taşıyamadığınız sözlerinizden,sorgulayamadığınız hareketlerinizden çok sıkıldım.
Hayal ettiği kişiliğe bürünmeye çalışarak günlerini geçiren insanlar görmek istemiyorum.
Kapıldığı melankolinin içinde penceresini açamayan insanlar görmek istemiyorum.
Paylaşma duygusunu bile bencillikle yöneten insanlar görmek istemiyorum.
Açık olmak gerekirse,
Birbirinize saçma sapan sevgi mesajları göndermeniz bir şey ifade etmiyor.
Hiçbir halt bilmediğiniz halde gündem yorumlamanız bir şey ifade etmiyor.
Rock’n roll havalarınız bir şey ifade etmiyor.
Elit görünmek için hayatınızı harcamanız bir şey ifade etmiyor.
Popüler görünmek için özel biri gibi davranmanız bir şey ifade etmiyor.
Bütün gününüzü anlatmanız, erkeklerin ya da kızların dikkatini çekmeye çalışmanız,boş boş gezip tozmanız, en güzel aşk sözlerini yazmanız,biri seviyor biri dinliyor biri yapıyor diye bir şeylere çöreklenmeniz,hayatta en büyük acıları siz çekiyormuşsunuz gibi davranmanız,ukalalığınız,riyakarlığınız bir şey ifade etmiyor.
Bir şeyleri acının dibine vura vura da olsa, güzel özlemeyi bilmiyorsunuz.
Birinin gözlerinizin önünde erirken, yaşamasını istemenin ne demek olduğunu bilmiyorsunuz.
Birine ölecekmiş gibi bağlanmanın ne demek olduğunu bilmiyorsunuz.
Bunu anlayan üç beşiniz varsa da,siz de ne bir başkası ne de kendiniz için bir boka yaramıyorsunuz.

İçelim,ağlayalım diyemiyorsunuz.
Sarılmak istiyorum diyemiyorsunuz.
Gözlerine bakıp ne hissediyorsun diyemiyorsunuz.
Susalım diyemiyorsunuz.
Git diyemiyorsunuz.
Gel diyemiyorsunuz.
Gelemiyorsunuz.
Gidemiyorsunuz.

Düşmüş birinin ellerine yapışıp çekmiyorsunuz.
Gözyaşlarından elinizi çekip beraber ağlamıyorsunuz.
Kıskançlıkla bakarken gülümsemenizi silmiyorsunuz.


Yakamozu izlemek için,gökyüzünü koklamak için,yağmurda ıslanmak için buluşmuyorsunuz.

Beraber şiir yazmıyorsunuz.
Beraber sigara yakmıyorsunuz.
Birbirinizi hissetmiyorsunuz.

Beni izlemenizi istemiyorum. Beni okumanızı istemiyorum. Beni merak etmenizi istemiyorum. Beni sevmenizi  istemiyorum. Bana saygı duymanızı da istemiyorum.
Hayatımdaki insanların beni hissetmesini istiyorum.
Bana güven vermesini,benim duygumu tatmasını,bana bakınca beni görmesini istiyorum.
Kendini benden bir adım geride değil,benden bir adım ilerde değil,benim yanımda tutmasını istiyorum.
Bana hiç sormadığı soruları sormasını,hiç beklemediğim anlarda karşıma çıkmalarını, ben yanlarında olmadan da benimle konuşmalarını, benim yanımda daha çok ağlamalarını, benim yanımda daha sesli gülmelerini, bana daha çok kızmalarını,benden daha çok korkmalarını istiyorum.

İnsan olmalarını ve insan kalabilmelerini istiyorum.

Artık dış dünyamdaki hal yüzünden,içimde filizlenen şeyleri tutmak istemiyorum.
Bunlar bir ağaç.
Dalları ışık görmeli. Aydınlığı solumalı. Sevgiyi içine çekmeli. Sadakat vermeli.
Büyümeli.
Sihrini göstermeli.

Benden,buraya kadar.

Sadece,tüm iyilikleri diliyorum hepimiz için.


Paylaştığımız her şey için, herkese, sonsuz bir minnetle,

Crystal ve Nazarka’ya bütün kalbimle,

Teşekkür ederim.

Ferah kalın.


Alya.