11 Ağustos 2013 Pazar

Parantez

Yazarsan , ancak o zaman ruhundan bir tutam nefes kalabilir dendi bana .. Başlıyorum o zaman .. Sözcükleri ben söylerdim,onlar beni söyleyecek bundan sonra.. "Merhaba ! 

Bundan yaklaşık üç buçuk yıl önce yukarda okuduğunuz birkaç satırla başlamıştım bu sayfalara.
Deniz,dağ,orman,bulutlar,kaya,koyu bir kıyafette gotik bir hatun ve bir martıdan oluşan sisli bir fotoğraf vardı o yazıda.
O fotoğrafı gördüğümde,tıpkı kendimi yazmaya başlarken hissettiğim yerde gibiydim. O martı bir ruhun bedeniydi ve ben onunla ağzımı bile kımıldatmadan tüm yazdıklarımı konuşuyor gibiydim.
Bugün de o fotoğrafa baktığımda bir şey fark etmiyor.

Aslında ilk zamanlar pek de okuyan olmazdı yazdıklarımı. Benim de çok umrumda değildi gerçi. Çünkü bu sayfalar benim için okunma oranından daha öncelikli bir amaca hizmet ediyordu.
Korkumu yeniyordu.
Kimi zaman beni bile yoran,dönüp tekrar okumaya bile dayanamadığım o karanlık yazılar, biten bilmem kaçıncı defterden sonra ilk defa birilerine uzanıyordu. Birilerinin zihnine uzanıyor,kalplerine değiyordu.
Bu bir cesaretti.
Onları,okusun ya da okumasın,birilerinin önüne serpiştirmek gibiydi.

Hiçbir zaman, ah aldatıldım,ah çok acı çekiyorum sadeliğinde olmadı ifade etme gücüm. Bazen bu daha iyi bir yol gibi geldi aslında. Parmaklarımı tuşlara ya da kaleme her uzatışımdan sonra, iç sesim beni bile ardında bırakarak devam etti anlatmaya. Durmak bilmedi ve ben de bir yerden sonra durdurmak istemedim. Kendimden başka yeterince engel vardı benim için.

Sildiğim onlarca yazı var diğerlerinin içinde. Çünkü bazen,fazla derine gömülü o cümleler, başkalarının ulaşabileceği seviyelerde olmuyor. Bu bir küçümseme değil,yalnızca bazı hisleri anlayabilmek için “yaşamaktan bile ötesi gerekiyor.  Biraz,ölmek gerekiyor.

Bu yazıyı yazarken bir müzik yok dinlediğim. Arada bir çikolata kaplı badem yiyorum. Odam karanlık. Bitmek üzere olan suyumu yudum yudum içiyorum. Kalan dört sigaramdan birini yakıyorum.


Biraz da,bu yazının kendi kendimle ya da içimdeki ötekiyle değil de, günlük hayatta biriyle konuşurken olduğu gibi olmasını istiyorum. Sancılı cümleler saldırıya geçmezse tabi.
Şimdi bir şarkı açtım,bunu önlemek için.
“Shot in the dark, okurken dinlemek isterseniz..

Bugün ayın kaçı olduğunu bilmiyorum,saatimi pek takmıyorum ve perdeleri açmıyorum. Zaman kelimesini kullanmaktan kaçınır oldum çünkü 19 yıl itibariyle önümde biriken gerçekler bildiğim her doğruyu yerle bir eder oldu. Zamansızlık,daha doğrusu geçmiş,şimdi ve gelecek diye bir ayrımın olmaması,delirdiğimi düşündüğüm anların üstünü çoktan kapattı.

Hepsini bir arada yaşamayı öğrendiğimden beri,hissettiğim huzursuzluk artsa da..

Birçok dostumu kaybettim. Birçok anımı kaybettim. Birçok eşyamı,çok uykumu,çok cümlemi ve çok doğruyu.
Ama her şey,kaybedilen her şey tüm evreni saran o müthiş dönüşümle beraber, yeni halleriyle dünyamdan ayrılmadı.
Bunu kabullenmek kolay olmadı.

Hayatta kalmaktan bile daha önemlisi, bir iz bırakmak;  gücün, güzellikten daha önemli olmadığını anlattı.

Hâlâ çözemediğim sorularla dolaşıyorum. Hâlâ nefes almakta zorlandığım anlar yaşıyorum. Hâlâ rüyalar görüyor, hâlâ haplara sarılabiliyorum.
Hâlâ,gerçekten karanlık olan tarafları görebiliyorum.
Ama hâlâ iyi niyetleri,hâlâ umutları,hâlâ kalbimi koruyabiliyorum.
Üstelik sadece gözlerimi bilmem kaç saniyede bir kırparak.

Kendimi sürekli sorguluyorum. Çevremi sürekli sorguluyorum. Emin olduğum şeyleri bile sürekli sorguluyorum. Olduğu gibi kabullenildiği halde,olmadığı biri gibi davranan herkesten daha çok uzaklaşıyorum. Sakinliğim içindeki sabırsızlığım için, denge içindeki dengesizliğim için kendime de kızıyorum. Ama artık, her şey değişirken kendi dönüşümümü gizliyorum.

Üç saniyede girip,üç saniyede çıktığım depresyonlardan, her gece başlayan depremler ve gündüzleri devam eden artçılarından, bir içerisinde bin gösteren aynalardan, etime yapışan şarkılardan, dumanlara karışan duygulardan kurtulmanın yollarını buldum.
Her gece perdenin bir ucundan aynı yıldızı koruyorum, hayat ağacımı koruyan yüzüğümü yanımda tutuyorum, şarkıları fısıldıyorum ve Ona bakıyorum.
Bir dua var. Sadece hisle yayılıyor ve yukarı uzanıyor. Avuçlarımdan,bakışlarımdan,sol göğsümden ve beynimin ortasından onu izliyorum. Onu besliyorum ve Tanrı’ya tutunabiliyorum.
Artık dış ya da iç dünyam için bu yolla paylaşabileceğim sözlerin sonuna geldim.
İç dünyam için,hisleri gökyüzüne bırakmanın daha güzel yollarını buldum.
Dış dünyamda, kendimi ortaya koymaya hak görmediğim şeyler artar oldu.
Ayakkabılarının içine sığamayacak kadar büyüyen kibirler, Tanrının ayak izlerini göremeyen sahte gözler ve kendi kendini kandıran yalan sahipleri, üzerimdeki korumanın dibine geldiler.
Hiç yıkılmamış bir duvarım var. Hiç yakalanmamak üzere bir payım var. Haklılıktan öte, sadece bir inancım,bir yolum ve sevgiden ibaret bir ruh eşim var.
Benim,hiçbirinizin bilmediği bir sözüm var.

Bu bir veda yazısı.
Aslına bakarsanız herkesten çok sıkıldım. Her şeyden çok sıkıldım. Kendimden de.
Beni izlemenizden,birbirinizi dikizlemenizden,birbirinizi taklit etmenizden,samimiyetsiz yakınlıklarınızdan, anlamını taşıyamadığınız sözlerinizden,sorgulayamadığınız hareketlerinizden çok sıkıldım.
Hayal ettiği kişiliğe bürünmeye çalışarak günlerini geçiren insanlar görmek istemiyorum.
Kapıldığı melankolinin içinde penceresini açamayan insanlar görmek istemiyorum.
Paylaşma duygusunu bile bencillikle yöneten insanlar görmek istemiyorum.
Açık olmak gerekirse,
Birbirinize saçma sapan sevgi mesajları göndermeniz bir şey ifade etmiyor.
Hiçbir halt bilmediğiniz halde gündem yorumlamanız bir şey ifade etmiyor.
Rock’n roll havalarınız bir şey ifade etmiyor.
Elit görünmek için hayatınızı harcamanız bir şey ifade etmiyor.
Popüler görünmek için özel biri gibi davranmanız bir şey ifade etmiyor.
Bütün gününüzü anlatmanız, erkeklerin ya da kızların dikkatini çekmeye çalışmanız,boş boş gezip tozmanız, en güzel aşk sözlerini yazmanız,biri seviyor biri dinliyor biri yapıyor diye bir şeylere çöreklenmeniz,hayatta en büyük acıları siz çekiyormuşsunuz gibi davranmanız,ukalalığınız,riyakarlığınız bir şey ifade etmiyor.
Bir şeyleri acının dibine vura vura da olsa, güzel özlemeyi bilmiyorsunuz.
Birinin gözlerinizin önünde erirken, yaşamasını istemenin ne demek olduğunu bilmiyorsunuz.
Birine ölecekmiş gibi bağlanmanın ne demek olduğunu bilmiyorsunuz.
Bunu anlayan üç beşiniz varsa da,siz de ne bir başkası ne de kendiniz için bir boka yaramıyorsunuz.

İçelim,ağlayalım diyemiyorsunuz.
Sarılmak istiyorum diyemiyorsunuz.
Gözlerine bakıp ne hissediyorsun diyemiyorsunuz.
Susalım diyemiyorsunuz.
Git diyemiyorsunuz.
Gel diyemiyorsunuz.
Gelemiyorsunuz.
Gidemiyorsunuz.

Düşmüş birinin ellerine yapışıp çekmiyorsunuz.
Gözyaşlarından elinizi çekip beraber ağlamıyorsunuz.
Kıskançlıkla bakarken gülümsemenizi silmiyorsunuz.


Yakamozu izlemek için,gökyüzünü koklamak için,yağmurda ıslanmak için buluşmuyorsunuz.

Beraber şiir yazmıyorsunuz.
Beraber sigara yakmıyorsunuz.
Birbirinizi hissetmiyorsunuz.

Beni izlemenizi istemiyorum. Beni okumanızı istemiyorum. Beni merak etmenizi istemiyorum. Beni sevmenizi  istemiyorum. Bana saygı duymanızı da istemiyorum.
Hayatımdaki insanların beni hissetmesini istiyorum.
Bana güven vermesini,benim duygumu tatmasını,bana bakınca beni görmesini istiyorum.
Kendini benden bir adım geride değil,benden bir adım ilerde değil,benim yanımda tutmasını istiyorum.
Bana hiç sormadığı soruları sormasını,hiç beklemediğim anlarda karşıma çıkmalarını, ben yanlarında olmadan da benimle konuşmalarını, benim yanımda daha çok ağlamalarını, benim yanımda daha sesli gülmelerini, bana daha çok kızmalarını,benden daha çok korkmalarını istiyorum.

İnsan olmalarını ve insan kalabilmelerini istiyorum.

Artık dış dünyamdaki hal yüzünden,içimde filizlenen şeyleri tutmak istemiyorum.
Bunlar bir ağaç.
Dalları ışık görmeli. Aydınlığı solumalı. Sevgiyi içine çekmeli. Sadakat vermeli.
Büyümeli.
Sihrini göstermeli.

Benden,buraya kadar.

Sadece,tüm iyilikleri diliyorum hepimiz için.


Paylaştığımız her şey için, herkese, sonsuz bir minnetle,

Crystal ve Nazarka’ya bütün kalbimle,

Teşekkür ederim.

Ferah kalın.


Alya.










15 Temmuz 2013 Pazartesi

Gölge

Sanki hissettiklerim anlaşılacakmış gibi gözlerimi kaçırdım Ondan. Soğuk bir sessizlik bırakarak defalarca gittim geldim.
Sövdüm.
Aşağılık bir şey sanıyorlardı utancı. Gözlerimle değil,sıktığım dişlerimle baktım cümlelere.
Hiçbir şey hissetmeden,bütün algıları kapatarak,etten kemikten bile değil,sadece üzerlerindeki giysilerden ibaretmiş gibiydiler.
Unuttum.
Hep sonradan" dedi.
Ne diyeceğimi bilemedim. Çok şey söyleyecek gibi oluyordum. Ama  kelimeler uğulduyordu. Birkaçını seçip bir türlü cümle kuramadım.
Gözle görülemeyecek kadar ince bir işaret vardı üzerimde.
Rüzgara tutulmuş gibi usul usul titreşip durdu zihnimin içinde.
Susun istedim.
Kayıp bir sessizliğe biriktiler,her biri birbirinden uzakta olmalarına rağmen.
Korkunun üstünü tuttum. Kendi sesimle örtmem gerekiyordu.
Yoruldum.
Karanlığı yumrukluyorum.
Suratımı kaplıyor.
Durduramıyorum.
Birkaç saniye içinde binlerce kez tekrarlanıyor gidiş geliş.
Onlar.İlerliyor. Kelimeleri seçilemiyor.
Silahlar patlıyor. Bundan nefret diyorum. Ses, ardındaki sessizlikte kayboluyor. Aynı şarkıyı söylemeye çabalıyorum.
Ruhumun gezindiği yerlerde karşılaşıyorum bazen çukura kaçmış gözlerimle. Gülümsemeye çalışıyorum.
Deri parçalarım sarkıyor bir zamanın derinliklerine.
Susuyor herkes biranda. Kendi içimde gidip geliyorum.
Herkesi,her şeyi itiyor duruşumdaki küskünlük. Güceniyorum. Öfke var.
Aynı görüntüyü boşlukta silip silip tekrar çiziyorum.
Yakalanamayacak bir yavaşlıkla hareket ediyor bedenim sanki. Yakınlaşıyorum. Uzaklaşıyorum. Zamanın dışına çıkıyorum. Şaşırtıcı bir başka sessizlik daha.
Zaman bana dokunmadan başucumda akıp gidiyor.
Bu hareketin duygusu parmaklarımı inceltiyor.
Yer değiştiriyorum. Damarlarım kayboluyor. Dünyaya sırtını dönüyor zihnim. Belki de ben dünyada hep,zihnimdeki şeyleri görüyorum.
Yaprak hışırtıları ulaşıyor. Hiçbir şey söylemiyor. Ama ben onu dinliyorum.
Katedemediğim millerce uzaklık değiyor kalbime.
Bir miktar şüphe. Varlığımı tamamlayabileyim diye bırakıyorum.
Gereğinden fazla kaldım.
Dünyanın dışına çıkmışım.
Boşluğa ağır bir boşluk daha düşüyor kulaklarımda. Toprağı titrete titrete yankılanıyorum.
Baktığım yerle birlikte baktığımı da anımsayamıyorum. Tüten küçük bir ıssızlığın içine kitlendim.
"Kalbinin camlarında dışarısı görünür ama içerisi görünmez." dedi.
Bir dakika,bunu Ona söyleyen bendim.
Kendi içimdeki sessizliğin içinde donuyorum. Yakalanmama ramak kalmıştı.
Görünmez ipleri çıkarıyorum ayaklarımdan.
Kaskatı kesil.
Gölgeye dönüşüyorum.

2 Mayıs 2013 Perşembe

Sadece



Yaralarla doluydu vücudum. Yardımcı olmayan yaralarla,ilaçlarla,adamlarla,kadınlarla,annemle,babamla,şehirlerle,yollarla,hiç tanımadığım seslerle,kararlarla,kurallarla,gecelerle,sabahlarla..
“Ama kurtarılacak hiçbir şey yoktu inan. Hiçbir zaman da olmadı. “
Her gün,her yeni gün,kazanmak için değil,kaybetmemek için başladı.
Kendime anlatıyordum her yüzde,her görüntüde bir hissi. Anlata anlata günleri,ayları,yılları deviriyordum. Bazen yitiyordum.Bazen yitiriyordum. Dışarıya çoğunlukla susuyordum. Sonra bağırıyordum. 
Bunların anlaşılmasını beklemiyordum. Bunların reddedilmesini de beklemiyordum. Sorular bana yanlış duruyordu,ben cevaplara eksik kalıyordum. Ya da tam tersi. Bilmiyorum. Hiçbir şeyden emin olamıyordum.
Onlar hiç bilemezler.  Bulutlarda izlediklerimi göstersem,belki de bir daha sevemezler. Ordan gidemezler. Ama göremezler. Kalbimi de çözemezler.
“Bir düşüm var ki onu asla bilemezler.
Başka bir rüzgar aradım ben de kendime. Bu yolların hepsinden geçmiştim çünkü. Ama hüzün ağırlaştırdı bedenimi. Mutsuz değildim oysaki. Mutluyken de hüzünlüydüm,bu başka bir şeydi.
“Düşmemiştim daha.
Üvey kalıyordum sadece duvarlarım yüzünden dış dünyaya. Dar geliyordu geniş sokaklar bile. Birkaç insanlı öyküleri bile okumaya yetmiyordu gücüm. Hepsinden soyutladım bedenimi. Uzanan her elden soyutladım.
“Artık özgürdüm.Öyle yalnızdım ki.
Bir fotoğraftan alamamıştım ama kendimi. O fotoğrafta bir güneş vardı sanki. Küçük ellerimle tutuyordum ama daha önemlisi ona tutunuyordum. 
Her sabaha bir rüyayla çıkıyordum. Her güne bir rüyayla akıyordum. Hatırlamıyordum. Hayır her şeyi hatırlıyordum. Yine de camdan bir hayatı seviyordum.
Kalbime o hayatın kırıklarını batırıyordum. Kanıyordum. Üstüme basıyorlardı. Ben tükürüyordum.  Sızlıyordum. Ama bağışlanmıyordum. Yine de,bilmeden seviyordum.
Kırık bakıyordum. Küçüldüğümü sandıkça büyüyordum. İyileşeceğimi söylüyordum. Ama hissetmek dışında bir mucizem olmuyordu.
İnsanların dudaklarında bir ölüm fısıltısı yükseliyordu. Ölümü görüyordum. Korkmuyordum. Ama saçlarıma bulaşıyordu. Canım yanıyordu. Nefes almak zordu. Pencereler gökyüzünü görmüyordu.
Bazen benim için üzülen birileri oluyordu. Onları uyuyacağıma ikna ediyordum. Uyumaya değil,geçmesine ihtiyacım vardı. Vazgeçtiklerime ihtiyacım vardı. Affediyordum. Sabrediyordum. Göğsüm is kokuyordu.
 
Gururum kırılıyordu. Gözümde yaşlar kuruyordu. Üstümdeki kış hiç geçmiyordu. Sırtıma kurşunlar geliyordu. Küsüyordum. Şiirlerimi terk ediyordum. Kalemlerim kırılıyordu. Tınılar sesimi vuruyordu. Karanlık çöküyordu. Yatağım kanıyordu.
İnciniyordum. Bekliyordum.  Bir ses hep aynı şeyi söylüyordu. Affet diyordu.
“Bunu yap. Ölmeyeceğiz tamam mı ?”
Nabzım atmıyordu. Rüyalarımı yıkıyordu birileri sonra. Korkak gecelerde sevişiliyordu ağır ağır. Parmaklarımda kıyametler kopuyordu. Onlar beni tanımadı. Hiçbir sevgi beni saramamıştı.
Yetim bir yıldız benim için kaldı. Kalbime bir kırmızı kattı. Önce su vardı Onda. Bir dokunuşla dalgalanan,berraklığını da bulanıklığını da saklayan bir deniz. Sonra gökyüzü. Bulutluydu. Yağmur kokuyordu. Birleşti Tanrı’nın eliyle. Alev aldı ufkun çizgisinde.
Onu gördüm.
“İnandıklarımın ölümünden yeni bir hayat kurmalıydım kendime.
Aslında, O ruhun inceliklerini anlatacak kelimeleri bulamıyorum yine. Hiçbir zaman da ifade edemeyeceğim belki de.
Öyle bir kadın belirdi ki,varlığına minnet duyuyorum her gece. Rengine,sesine,hissine sarılmak istiyorum sadece.
Teşekkür ederim Umay.
“Bir gün yolda yürüyordum.Bir şarkı duydum.Kalbim acıdı. Bu kadar”

23 Nisan 2013 Salı

Son Sabah



Tatlı bir kaza gibiydi her günün sonunda düşündüğüm şeyler. Korunduğumu bilmemin yanı sıra,onu unuttuğumu fark ettiğim her an bir tedirginlik duyardım kötü bir şey olacakmış gibi. Biraz alaylı,gülümsemeli bir yardımı dokunurdu her zaman bana.
Durumu kesinlikle açıklamazdı,bir söz öbeği oluşturmazdı insanlara anlatabilmem için ama önemli değildi.Önemli olan sonucun kendisiydi .
Kim olmadığını bilmediğim birileriyle aynı odada uyumak gibiydi bu bazen. Bazen öksürmemek için yutkunmam gibi.
Neredeyse tanıyamayacak halde olurdum kendimi. Sinmiş,çökertilmiş gibi görünürdüm. Ama Bu’ydum.
Yine de,19 yıldır bir ilk’ti bu.
Hep milyonlarca olasılıkla gezerdim beynimde. Oysa sadece birini söylerdim kendime. Sadece olasılıklar değil,gereksiz,önemsiz binlerce ayrıntı da vardı peşisıra.
Büyü bozulunca,gelmez artık derdim.
Yine de beklerdim.
İçinde doğmuş,yaşamış ve ölmüş gibiydim. Aynı anda.Aynı evde.Aynı hisle.
Bitimeden söndürdüğüm sigaralar gibi kalıverirdim. Kafamdaki tutarsızlıkların sembolüydü onlar. Gittikçe ağırlaşırdım,iyi bilirim.
Sonunu görmekten korkan herkes giderdi benden.  Ve hep yalan söylerlerdi. Konuşurken,bakarken,yazarken,susarken.  Yine de,saçma da olsa katılırdım bu yalanlara. Yapabileceklermişçesine bir şans verirdim onlara. Bilinmeyenin tedirginliğinde beklerdim. Tehlikeye daha yakındım ama bir kapıyı her zaman açık bekletirdim.  Kalabalıklardan gelen basık,boğuk,derin bir koku olurdu ordan açılan sokaklarda.  Uğultuyu duyduğumda hepsiyle karşı karşıya..
Bazen,aynı dala tutunduğumuz birileri varken,bilhassa içerken.Yanmış gibi gelirdik. Yanmıştık. Ama sağdık. Durumu başkalarının yargılarına bırakmamak için kaçmamıştık.Hiç kaçmamıştık. Ama yine de kurtulamamıştık.
İhtimallerin sonu hep kendimizi asmaktı ama yapmamıştık. Yine de kazanamamıştık.
Bazen alışıyordum ama bu duruma.Oysa düşlerde bile çıkılmıyordu dışarı.  Bir şey olmaz diyorlardı anlatınca. Oldu ama.. Yalan.Kuşku.Güvensizlik.  Hiç yalnız kalınmıyor aslında. Kalpte işleniyor hepsi bir bir. Bıçak gibi,ihanet saplanıyor tam ortasına.
Sonra?
Sonrası hep bir fazla.
Kararlarımı astım ben de onlara. Olanlara ve sonuçlara kayıtsız kalmayı öğrendim.Böyle olunca başarmayacağına dair bir korku kalmıyordu insanda. Zaman algısı bir bütüne dönüşüyordu aslında.
Bahsetmiyordum “daha sından. Bir çöküntü altında kalan toptan yüzyıllık ölümlerin acısını yenilemek istemiyordum belki.
Kendini suçsuz sanan insanlardan uzak kalıyordum. Bedenini dayanma gücüne zorlamak da bir çeşit suçtu çünkü. Bunu yapamayan insanlar yeryüzünde canlı kalmanın anlamını çözemiyorlardı. Hislerim ulaşmıyordu onlara yanıbaşımda.
Nedenleri,yorumları önemsizdi. Hiçbir şey,söylenen hiçbir şey kesin değildi. Ölüm’den daha büyük bir gerçek,daha kesin bir değişmezlik yoktu çünkü. Dayanabilecek miydim buna?
Her şeyi hissetme özgürlüğüne dayanabilecek miydim bilmem kaç yıl daha.
Bunun için pek de çaba göstermemiştim aslında.  Elime ne zaman yazılı bir kağıt geçse,yazanın ruhunu incelerdim harflerin arasında. Onu yakalayacak bir duygu edinirdim her satırında. 
Basitti ifadeler. Ama ben basit ifade edemezdim. Bir karmaşa halinde tekrar ederdim. Ne zaman bir fırtına yaklaşsa,ellerim haber verirdi bana. Isınmazdı. Tek bir nefes bile çare olmazdı üşüdüğümde onlara.
Yine de yalnız yollara gittim.Kendi yoluma.Kendi harflerime.Kendi yazıma.
Bir şey kalbime dokunurdu her zaman.
Bir ses,bir nefes,bir kelime değil. Bir kalkan gibiydi o aslında üstüme. Kendimden korksam bile,kararlılığımı korurdu daima.
Yazdım. Küçük ellerim kelimelere dokunduğu gibi büyüdü hislerim. Üzerime bir gölge düştü o kalemi elime ilk aldığımda.
Boğulsam bile o kalemle yükseldim. Zehiri onunla akıttım. Bazen bu işkenceyi terk ettim. Bitmeyeceğini öğrenmiştim.Ama daha önemlisi vardı. Değişeceğinden emindim.
Neler olacağını saklamaktan vazgeçip her şeyi anlattım. O kaleme,o elyazılarına her şeyi anlattım. Sonra bunu kelimelere bakmadan da yapabileceğimi anladım. Tek bir kelime bile etmeden. Birilerine bunları gözlerimle,kalbimle anlattım.
Duymadılar.
Ağlamadım.
Gözyaşı dökmenin ötesinde bir yere geçiyordu çünkü hisler. Bir bulmaca vardı ruhumun içinde ve birilerinin bunu çözmesini beklemek zorundaydım.
Şeffaftı görüntü.Ama bir cam vardı. Kurşun işlemiyordu üzerine. Ben de dua ettim. Belki bir şey kırılmasına sebep olmak için doğmuştur diye. Bir şey onu kırsın diye.
Hissimle yıkanmış görünen her şey beni kırdı onun yerine. İşin bir gizemi vardı. Beni hep ardından sürükledi. Çok karanlıktı. O yollar araftı. Temizlenmek için şarkı söyledim dağılan hayallerimin üstüne.
Bir kanat verdi bana Tanrı. Kahkahaların,saklanan sırların,ruhların,gözyaşlarının üstüne eğildim bu kanatla.
İçim dışıma çıkardı gecenin o en karanlık anında. İçtiğim su bile acı dolu olur,içimi titretirdi. Kimse fark etmezdi. Ama üzerime ince bir toprak gelirdi. Sisin arasında,ölüme yaklaştığım her an bana ölümsüz hayaller sunardı.
Çok uyudum. Unutmak için çok uyurdum. Sonra uykuları da bir suya dönüştüren bir dönem başladı. Ufacık bir dokunuşla bile dalgalanıyordu su. Ses etmiyordum. Her insana,dünyadaki her insana dair bir şeyleri kendime saklıyordum. Bunu yaptıkça bir an’da takılı kalıyordum.
Yolculuklar yapıyordum. Her gün.Her gece. Birbirimizden ayrılmak zorunda kalınca,onları paylaşacak birilerini bulamayınca, ben de onları gökyüzüne bırakıyordum. Uçmalarına izin veriyordum. Gitmeleri bağımsızlık kokuyordu.
Her birinin benim gibi bir başkasına ulaşacağına inanıyordum. Birinin onları alacağına,toplayacağına. Ve belki bir gün bana geri sunacağına..
Öğütülmesi gereken duygular oluyordu. Yıllar boyunca odamda asılı duran o tabloya bakıp bunu yapıyordum. O tabloda bir sessizlik hissediyordum. Odamda bağıran her nesneye rağmen,onunla sakinleşiyordum.
Kocaman bir güven oluşturuyordu içimdeki sevgi.Kanatlarım gibi çevreliyordu bedenimi. Tutkularıma bakıyordum.Bazı sabahlar mutlu uyanıyordum. Perdeleri açana kadar bahar olmasını diliyordum.
Üflenecek birkaç muma dönüşüyordu oysa aşklar. Gökyüzünün ne olduğunu ben biliyordum.Ve Tanrı’nın ordan göz kırpışını bekliyordum. O bulutların her şeye dönüşebileceğini biliyordum. Ben onlara gidemesem de,onlar bana gelecekti. Umuyordum..
Bilinmeyene uğraşmaksızın sürüklenişim devam ediyordu. Sıradan olan şeyler beni hayrete düşürüyordu bir yandan da.
Hikayem hiç bitmiyordu aslında. Orada sihir gibi bir şey görünüyordu bana.
Her şey bütün çıplaklığıyla karşımda durunca çekiniyordum. Başka bir karanlık daha istemiyordum. Rüyadan güzel şeyler istiyordum. Örtünüyordum. Düzene giriyordum. Tenime batıyordu ara ara gerçekler. Ama bunlar,bilinen gerçeklerle hiç örtüşmüyorlar..
Her acımasız,yorgun sürecin sonunda ortada güzel şeylerin belirmesini bekliyordum.Hakedildiğini sanıyordum. Yine de,kurtulmam gereken bir kırgınlık oluyordu bana kalan. Payıma düşen birkaç damla temiz gözyaşını dökmek zorunda kalıyordum. Payıma düşen bu kadarı mıydı bilmiyorum ama bunu da ihtişamlı bulup sorgulamadan kabul ediyordum.
Kendimi öyle görünce yüreğime hakim olamıyordum. Acıyı görüyordum. Umudu görüyordum. Ben hep bu ikisiyle yaşıyordum.
Gözlerimin içine uzun uzun bakıyordum. Sonra “onlara bakmayı” kaybettiğimi fark ettim. Ama bunun ne zaman başladığını anımsayamıyorum.  Çünkü bir yerden sonra gerek kalmıyordu. Yine de onları hâlâ görebiliyorum.
Toprağımdaki çukurlar kadar derin nefesler alıyorum. Sonra o nefesleri verir gibi sönüyorum. Böyle yapınca ruhlara dokunuyorum.
Bunları yazmak ölü örtüsünü çekip alıyordu üzerimden.  Aşık oluyordum. Bir dokunuşla büyü gibi geçiyordu içime. Sonra her şeyde bir sihir beliriyordu gitgide.
Ben de gitmiştim.
Artık orada değildim. Herkes orda olduğumu sanıyor biliyorum. Yine orada,yine aynı oyunların ortasında değilim. Farketmemeniz için bütün evren sessizliğe bürünene dek bekledim.
Her öykü gökyüzüne ulaşana kadar gidemezdim. Kahkahalarınızdan uzaklaştım.Sizden uzaklaştım. Durgunluğu arzu ettim. Yeni tohumların oluşumu gibi,ince bir sessizliği izledim.
Düşüncelerimi kurtardım.Duygularımı kurtardım.Hislerime dokunmadım.
Varlığımın bir yanını çok daha görkemli bir şeye dönüştürdüm ve sizden gizledim. Yaşamımın gerçek düğüm noktası burasıydı. Üzerine üflemedim.
Bir kan damlası gibiydi dün gece gökyüzü uyuduğumda. Dokunup rahatsız etmemek için bakmadım. Bir köşeyi daha döndüm ama bu yol neresi bilemedim.
Biliyorum ki bir adım daha atmazsam,bu bulmaca hiç çözülmeyecek.
Uzun zaman sonra. Yeniden dua ediyorum bu yazıyla.
Bağışlanmaya değer tüm unutulanlar benim için. Kim nasıl söylerse söylesin. Fark etmez,çünkü bu dua bittiğinde, bağışlanan o tohum da ben olacağım. 


31 Mart 2013 Pazar

Sır






Peki Crystal.
Şimdi otur ve beni dinle.
Bu konuşmayı bugüne kadar hiç yapmamış olduğumuz için ikimize de ağır biliyorum.
Yanyana,rüzgarlı ve kuytu bir ömür vardı aramızda. Dünümüz bugünümüz ufkumuz. Bunlar önemli değildi aslında. Başka bir dünyada yaşıyorduk biz kafamızda.
Yak beni demiştim o gece sana. Kül et kalbimi. İhtimal kalmasın sevmeye. Hiçbir sefer olmasın “bu defa’ya.
Ama sen gözlerin dolu dolu iç geçirmiştin. Biraz sarhoş gibiydin. Ve şehrin bir kuytusundaydı o geceki tüm düşlerim. Yoktu o kokunun çaresi. Tarifi yoktu bitmiş bedenimin. Çürük hayaller yüzünden kaçıyordu bütün fikirler. Delirtiyordu beni hislerim.
Asla demiyordun hiçbir zaman. Keşke demiyordun. İhtimaller sunuyordun hep önüme. Birileri beni öldürürken ben o ihtimalleri öldürmek için direniyordum. Bazen uzak kalıyordum dünyaya. Ama hep “bir nefes lazım sana diyordun. Ben özlüyordum.
Hiç gitmiyordu sesin kulaklarımdan. Oysa ben duvarları bile susturuyordum. Sen döküntüleri denize götürüyordun. Korkularım yüzünden beni saklıyordun. Ben hep senden bir gülüş bekliyordum.
Sana martıları gösteriyordum ağlarken.
Sen aşk diyordun. “Aşk,büyük hayattan.
Benim yüzüm kalmıyordu saatlere. Sen harcananı değil,daha çok “an olduğunu gösteriyordun.
Ben kaçırıyordum yaşamayı gecelere. O dumanları hep benimle çekiyordun. Ben ölünce yeniden doğuruyordun. Ben gidince hayatta kalmaya devam ediyordun.
Hep bir melodin vardı gökyüzüne bakınca. Hep sessiz bir sevdayı içiyordun. Ağrılarıma dokunamıyordun. Yaralarımı biliyordun. Ama sen onlara da alışıyordun.
Tek olmayı anlıyordun.
Yalnız kalmayı bile bile tadıyordun.
Hep iyi huyluydun kadehlerin bitişinde. Garipti burukluğun. Garipti için. Hep bir gariptin o yollardan geçişlerimizde.
Beni konuşmasam da dinliyordun.
Bana her zaferin,her yenilginin bir olduğunu öğretiyordun. Bir bilmece gibi geliyordu bana oysa olanlar. Sen ona gerçek diyordun. Ben hiç oluyordum.
Yorgundun.Benden yorulduğunu sanıyordum. Seni kırmaktan korkuyordum. Bir sonbaharı sen olmadan yaşamaktan korkuyordum. Gitmenden korkuyordum.
Dünyanın dönüşüne sensiz şahit olamazdım. Teker teker söndürüyordum ışıkları. Batıyordum. Sana bakıyordum. Sen hep içime akıyordun.
Bir yıldızı tutmuştuk uzak bir şehirde. Yaşlandığımızda bu dileği paylaşıp,onu bulutlara bırakacaktık.
Seviştiğin şarkıları,filmleri,şiirleri yakmıştım. Sevdiğin o kırmızı elbiseyi atmıştım. Gözlerimin içine baktığın o aynayı kırmıştım. Dolunay’da seni çırılçıplak bırakmıştım.
Kızmamıştın yine de bana. Toprağında yine cesaretin vardı topladığın. Sen özür dilemiştin. Ben öldüm dediğimde. Sen tüm geçmişimden özür dilemiş ve çiçekler koymuştun yatağıma. Ben aklımla vedalaşmış seninle kucaklaşmıştım.
Sana gelmeye de,senden gitmeye de yeltenmiştim. Biri geç,biri erken olmuştu aslında.
Başedememiştim kendimle. Kurtar beni demiştim. Bir yemin ettirmiştin bana. Ve bir ağaç ekmiştik beraber. O ağaç o kadar yavaş yeşermişti ki. Ben ona bakmaya hâl bulamamıştım. Sen su vermiştin. Ben unutmuştum. Sen ona güneşlerle gitmiştin. Yeşermişti. Ben çabuk demiştim. Sen soluşuna bakmamı istememiştin. Yaz gelecek demiştin. Bana her yaz için umutlar getirmiştin. Az demiştim.
Benim söylediklerim hep olmuştu. Seni yine de hiç ikna edemedim. Sen yağmurda yankılanırdın sanki. Ben inadına derdim o damlalara.
Bir oyun olmuştu sanki her şey aramızda. Yoktan var ediyordu hisler beni gittikçe. Her doğum gününde yine bu cinnetin mumlarını üflüyorduk. Hatırlatıyordu kendini hatıralar. Unutmaya kalksak ölümden beter geliyordu o defterler.
Uçak yapmıştın sen her hikayeden. Atmıştın sonra uzaklara. Ben bu yıl o sönen mumlardan korkmuştum.
Senin yüzünü güldüremezsem, beni vurmanı ummuştum.
Şimdi anlıyorum Crystal. Şimdi biliyorum. Şimdi hissediyorum.
Senin yüzünden.
Hayata dair umudumu senden önce. Son umudumu da o hançer göğsüme geldiğinde yitirmiştim.
Çığlıkları bitirdim. Geçmişi bitirdim. Duygularımı bitirdim.Düşüncelerimi bitirdim.Gündüzleri bitirdim.Geceleri bitirdim.Düşlerimi bitirdim.
Her ihtimali. Sunduğun her ihtimali bitirdim.
Ama birini tahmin edememiştim. Birini hiç bilmemiştim. Benden sakladığın bir sır olduğunu hiç akıl edememiştim.
Aslında bunun için duymamazlıktan geliyordum anlattıklarını.
Düşünmüyordum sanıyorsun Crystal. Bir bir gelip selam veriyordu o evde,o sokaklarda,o yüzlerde bırakılanlar. Bir bir selam verip kayboluyorlar. Konuşmuyor,acıtmıyor,ağlatmıyor hatta susmuyor. Tuhaf bir şekilde siliniyorlar.
Bitmesini beklemiştim bu geceye dek. Her şeyin tam olarak çözümlendiğini görmeyi bekledim. Bugüne dek “Kalbin eksik olduğu o parçanı görmemek için gözlerimi senden çevirdim.
Affet. Ve korkma,bu sır için ben de seni affettim.
Ve bu gece;
Filmin son sahnesi geldi.
Ömrün son anı olacağını sanardım hep.
Değilmiş.
Filmin sonu gerçeğin ne olduğunu bulmak, gerçeğin ne olduğunu anlamak değilmiş. Filmin sonu o gerçeği yaşamaktan ibaretmiş.
Teşekkür ederim.
Sana bütün kalbimle teşekkür ederim Crystal.
Aşık olduğun için,aşık olduğum için. Gerçek için. Mutlu son için teşekkür ederim.
Hayatımın en özel varlığıydın seni göremeyen milyarlara inat,sadece “benim için.
Şimdi bana aynayı tutup kendimi gösterdin.
Sen bendin Crystal. Sen hep bendin.
Şimdi bizim için en özel varlığı gösterdin. O hep senin içindeymiş. O hep seninleymiş. O hep sendeymiş. Şimdi Onu bana verdin.
Şimdi tüm hislerime bakıyorum.Şimdi hep Onu beklediğimizi biliyorum. Şimdi ağacımızın yeşerdiğini biliyorum. Şimdi yıldızımızın parladığını biliyorum.
İyi ki Crystal.
Seninle beraber ben de gülümsüyorum.
Seni seviyorum.